Türkali Köyü            [Anasayfa]    [Genel]    [Köy]    [Tarih]    [Kültür]    [Ziyaretci Defteri]    [Forum]    [Linkler]    [Chat]


Kongurca ve Türkali Köyü Tahtacı Cem Törenlerinde Erkân

Dr. Ayten Kaplan

Balıkesir ili sınırları içinde yer alan Kongurca ve Türkali köyünde, bu araştırma yapılana dek, sosyal organizasyona ilişkin hiç bir alan araştırmasına rastlanamamıştır. Alevi-Türkmen-Tahtacı olan bu köylerin çevresinde Sünni köyler vardır. Yerleşim alanlarına yakın başka Alevi köyü yoktur.

132 yıllık bir yerleşim yeri olan Kongurca Köyü, merkeze uzak, toprağı tarıma elverişsizdir.

170-180 yıllık bir yerleşim tarihi olan Türkali köyü merkeze yakın, sahip olduğu arazi Kongurca köyünün iki katı ve tarıma elverişlidir.

Geleneksel yapıda benzerlik gösteren her iki köyde toplum içinde otokontrol sistemi oluıturan cem törenleri yabancılara karşı gizliliğini korumuş, kapalı tutulmuştur. Kongurca köyünde aralıksız uygulanan cem törenleri, Türkali’de 1979-1996 yılları arasında kesintiye uğramıştır. Nedeni, Kongurca’ya göre Türkali’de artış gösteren yüksek öğrenimli sayısı, cemi yöneten dede düzeyini ölçebilme, uygulamalarını eleştirme ve denetleme davranışlarını sağlamıştır. Dedelerin uzun zaman köyde kalarak ekonomik yük yaratmaları; Alevi ilke ve geleneklerini yer yer hiçe sayabilecek davranışlarda bulunması, adalete saygıyı zedeleyici karar ve eylemleri, gelişme ve değişimi izlememeleri ve yaşamın gerisinde kalmalarıdır.

Almanya göçüne katılanların, Berlin ve benzeri kentlerdeki cemlere katılmaları; Aleviliğin dışa açılmasındaki korkunun aşılması; kesin dönüş yapanların cem arayışı, eğitim düzeyinin düşmesi; son Sivas (1993) olaylarındaki gibi eski tarihî olayların yinelenmesi; toplumsal değerlerdeki çözülme, geleneklere sarılma ihtiyacını doğurmuş ve cem ritüeli 17 yıl sonra tekrar başlamıştır.

Cem

Orta Asya Türk kültüründe, kadınlı erkekli, içkili, kurbanlı toplantıların İslami görünüm içerisindeki uzantıları olan cem, 1930’lardan önce, kapalı toplum özelliği gösteren Tahtacılarda dinsel görünüme sahip olmasının yanında, sosyal örgütlenme ve düzen kurulmasında önemli işlevler üstlenmiştir. Halk mahkemesi görevini yerine getirerek toplumsal düzenin dengesini sağlamıştır.

Cem, kapalı yerde yapılan toplantılardır. Cemin yapıldığı yere cemevi adı verilir.

Alan araştırması yapılan her iki köy aynı ocağa bağlı olduklarından toplantı kuralları aynıdır.

Cem, müzik ve semah eşliğinde yapılan bir ibadet biçimi olarak kabul edilmektedir. Alevi olmayan ya da Alevi felsefesini özümsemeyen kişilerin içkili yemek veya eğlence toplantıları şeklinde yorumlaması, gayri ciddi durumlarla karşılaşma; tarikat toplantısı olarak değerlendirilme korkusu ile cem toplantıları gizli yapılmaktadır. Kongurca ve Türkali’de ibadet ceme sıkıştırılmamıştır. Cem bir okuldur ve kişi burada öğrendiklerini yaşamına aktarabildiğinde ibadetlerini yapmış sayılmaktadır.

Ceme ayin-i cem, topluluk, kalabalık, toplanma gibi anlamlar yüklenmektedir. Araştırma alanında, "Birlik" ve "Hakk’ı görme" anlamını taşımaktadır. Cemde karı kocalık yoktur, kardeşlik vardır. Musahip olanlar On iki İmam katarına katılmış sayılırlar. Bu nedenle ceme katılacaklar musahipli olmak zorundadır. Ancak, ceme katılma zorunluluğu yoktur. İsteğe bağladır.

Alanda ceme katılma isteğinde bir azalma gözlenmektedir. Gençler arasında musahip olma eğilimi azdır. Tahsil yapanların etkisiyle, inançta azalış, sorgulamada artış ve bu sorgulama sırasında büyüklerden doyurucu bilgi alamadıkları için, öğrenme isteğini yitirerek ilgisiz kalmayı tercih etmektedirler. Oysa büyükler, merak dürtüsü ile ceme girme, dolayısıyla musahip olmayı isteklendirme için bilgi verilmemesi gerektiğine; gerçek bilginin cemde kavranabileceğine inanmaktadırlar. Cemi bir namaz, bir ibadet biçimi sayarlarken, tapma veya tapınma gibi algılanması durumunda rahatsız olmaktadırlar. Allah ile kişi arasında kurulan ilişki vardır ve bu "niyaz"dır. Odak yapılan makam insanın kendisidir. İnsan üzerinden Allah’a bağlanış söz konusudur.

Cemde Alevi felsefesini aktarma aracı olarak bağlama ve semah kullanılır. Bağlamayı çalana sazandar, güvender, zakir, kamber gibi adlar verilir. Dede bağlama çalabilir ama, hizmet sazandarındır. Cemi sazandar yürütür ve çok sayıda nefes, düvazimam bilmek, çalıp söylemek görevidir. Cemde özel yeri olan ve dedenin sağında oturan sazandara semah oynanırken sırt dönülmez. Ancak günlük yaşamda öteki insanlardan bir farkı yoktur.

Cemde dede ve sazandarca çalınıp söylenen deme, nefes ve düvazimamlara cemaatte eşlik edebilir. Tercüman ve Musahiplik ceminde, Kerbelâ’da susuzluktan ölen İmam Hüseyin için su dağıtımında okunan nefesi hep birlikte okurlar.

Cemde belli bir yerleşme düzeni vardır. Dede postuna oturur. Sağında sazandar (kamber, güvender, zakir), solunda delil yer alır. Kadınlar ve erkekler üçlünün karşısında alaca biçimde oturur. Ortada daire şeklinde bırakılan boşluğa "meydan" adı verilir. Yerleşim birbirlerinden niyaz alabilecek şekilde yapılır. Oturuş biçimi çift dizüstü ya da kurarak yapılır.

Kangurca köyünde cemevi yoktur ve cem “Maslahat” sahibinin evi ya da uygun görülen başka bir evde yapılabilmektedir. Türkali köyünde eskiden cemevinde yapılırmış. Ancak, onyedi yıldır kullanılmayan ev, viran olduğu için, tekrar başlatılan cemler, eğitime kapatılmış olan köy ilkokulunda yapılmaktadır. Katılma sayısı çok olduğundan herhangi bir ev, küçük gelmektedir. Köyde kullanılmayan caminin cem evi olarak kullanılması önerisine sıcak bakılmıyor. Bu nedenle cemevi yaptırma girişimleri hızlandırılmıştır.

Cem, her iki köyde de ibadet sayılmasına karşın, bir ibadet yeri olan camiler kullanılmamaktadır. Alanda Dede Ali Ateş’e bunun nedeni sorulduğunda yanıtı:

“Yezitler (muaviyeler) oniki şehit etmişler. Cami dışında ve içinde Hz.Ali’yi kötüleyen yazılar, cami kapı eşiğinde de Hz. Ali’nin adını yazmışlar. Bu nedenle camiye karşı bir tepki oluşmuştur. Cem camide yapılmaz. Zira, Sünni-Alevi kardeştirler ama Sünniler Alevilerle geçinmezler. Şeriat gündüz, tarikât gecedir. Sabah namazı erken, akşam namazı geçtir. İbadet saatleri de uyuşmaz. Ancak, Diyanet izin verirse, cami, cemevi olarak kullanılabilir”

şeklinde olmuştur. Köydeki genel kanı aynıdır.

Cemde dedenin dışında, çeşitli işlerin yapılabilmesi için görevli kişiler bulunur. Bunlar oniki hizmet sahibi adıyla anılırlar. Onikihizmet görevlilerine eşleri ve musahipleri yardımcı olurlar. On iki hizmet erbabı yaptıkları işe göre ad alırlar. Bunlar: Sazandar, Delilci, Pervane, Gözcü, Kurbancı, Sofracı, Sakka, Kütükçü, Şemsi, Salman, İznikçi, Kuyucu. Alevi-Tahtacı-Türkmenlerde on iki sayısı önemlidir. Cemde müzik ve oyun içeren uygulamalar da oniki ile sınırlandırılmıştır. Bunlara "Oniki erkân" adı verilir.

Erkân

Tarikat ulularının koyduğu ve tarikatın yasası durumunda olan ilkeler, kurallar ve törenler bütünü olarak tanımlanan “erkân”, araştırma alanında cemde yapılan müzik ve oyun içeren uygulamaları ifade etmektedir. Daha önce belirtildiği gibi "On iki erkân" olarak adlandırılmaktadır. Bunlar sırasıyla: Nefes, Oyun, Bağ Dikme, Seki, Tekne, Koyun, Natır, İmamlar, Hen, Kelle, Çoban, Lâle erkânlarıdır.

Nefes Erkânı

Sazandar veya dede, sazı eşliğinde üç nefesi çalar ve söyler. Oyun oynamaz, yalnızca dinlenir. Ezgili olarak söylenen, nükteli, biraz iğneleyici, hece vezni ile düzenlenmiş sözlü bestelerdir. Genel olarak ilâhi gibi okunsa da adı verilmez. Çünkü aralarında, didaktik (talimiye), ilâhi, övgü veya övme (methiye), taşlama (hicviye), ağıt türü bestelerde bulunmaktadır. Bu yapıtların özel makamlarla okunması zorunludur. Bunlar günlük türküler gibi örneğin; koşma, destan, kalenderi, mani, yiğitleme gibi bestelenmezler. Her nefesin belli bir makam yapısı ve seyri bulunmaktadır. Yer yer, besteye söz döşeme yapıldığı görülmektedir.

Alanda, nefesler söylenirken oyun oynanmadığı, yalnızca dinlendiği için nutuk adı da verilmektedir. Oysa, saz eşliğinde okunanlara "nefes", sazsız okunanlara "nutuk" denildiği bilinmektedir. Alevi-Türkmen-Tahtacılar felsefelerini nefes, deyiş, deme, ağıt, mersiye gibi türlerle aktarırlar.

Muhammad Ali’nin kullarındanım

Ali Aba, nesl-i Haydar'ındanım

İmam-ı Cafer’in mezhebindenim

Derd-i mend Hatayî ihsana geldim.

Kongurca Sazandarı Ali Kaplan, Türkali Sazandarları Hüseyin Çatan ve İsmail Serez “Nefes sizce nedir?” sorusuna aşağıdaki yanıtı vermişlerdir.

"Nefes, yaşamımıza duygu ve irade katan, insanı bir davranışa zorlayan nurdur. Bu nur (ışık) yok olursa yani insan ölürse (mevt) içindeki Tanrı ve onun görüntüsü olan her şey bitmiş, ondan ayrılmış sayılır. Uyur ise, görünen eksilir ve Tanrı'yı içinde saklar; insan için ölüm ve rüya eş anlamlıdır. Ölümde insan bütünüyle yaşamdan kopar; uykuda ise kısmen yaşamdan kopar. Kısaca insan üç haldedir. Uyanıktır, Uykudadır, Ölüdür. Uyanık insan yaşayan, anlayan ve yaratandır. Gerçektir.

Üç gün imiş şu dünyanın sefası

Sefasından fazla imiş cefası

Gerçek erenlerin nutuk, nefesi

Biri kırktır, kırkı birden sayılır

(Pir Sultan)

Arı vardır uçup gezer

Tene tenden seçip gezer

Zahit bizden kaçıp gezer

Arı biziz bal bizdedir

(Eşrefoğlu)

Bunlar insanın durumunu ortaya koyan nefeslerdir.

Okunur nefesler çağrılır düvaz

Hayır nesihatı pirlerden duy yaz

Onda kabul olur bin türlü naz

Fark edip de törelerin bilmeli

 

Bir nefesten bir imana uymuşlar

Birinin niyazı bine saymışlar

Kaynayıpta kaptan kaba konmuşlar

Haber duymuş dost ağzından canları

Nefes insanları birbirine bağlayan bir nur, bir birliktir. Gerçek insandan gerçek insana bir dost selamıdır"

Görülüyor ki nefes, nutuk cemin içinde bir bölümdür. İster iç cem, ister dış cem olsun nefes erkânı yapılması zorunludur. Alevi ilke ve inançlarını, vahdet-i vücut ilkesini, cemin ritüelini öğreten ve inanca saygıyı pekiştirmek amacı ile yazılmış ve bestelenmiş eserler veya sazeşliği olmadan okunan şiirlerdir. Mahlas’ın söylendiği yerlerde eller yüzü okşayarak niyaz alınır.

Alanda kullanılan nefeslerde Şah Hatayî, Kul Himmet, Pir Sultan Abdal mahlasları geçmektedir. Sazandar Ali Kaplan’a göre:

“Ceme gelenler bu isimleri bildiklerinden, mahlasta niyaz almalarını sağlamak amacı ile şiir başkasının olsa bile, anılan şairlerin mahlaslarının kullanılması gerekmektedir. Ezgilere döşeme yapıldığı açıktır. Amaç içli ağıt olarak okunup çalınmasıdır.”

Cemin başında okunan üç nefes dışında, cem bitiminde en az beş dörtlükten ve "bağlantı nefesi" adı verilen düvaz imam nefesi okunur. Düvazdeh adı da verilen bu nefesler On iki İmam için yazılıp söylenmektedir. Bu nefesten sonra cem sona erir.

Oyun Erkânı

Nefes erkânı tamamlanınca, cemaat birbiriyle niyazlaşır, oyun erkânı başlar.

Oyun erkânı sazandar tarafından yürütülür. Sazandar çalar, söyler ve oynatır. Dede de oyun erkânını yürütebilir, ama görev sazandarın aslî görevidir. Oyun erkânının temeli semahtır. Semah, bedensel anlatım ile Cebrail’in uçmasını simgeleyen bir oyun kabul edilir ve kolların çırpınışı hem uçmayı hem de günahlardan arınmayı simgeler.

Semah, araştırma alanında gizli bir oyun değildir. Bu nedenle genç ve çocukların semah öğrenmesi ve oynaması kolaydır. Cem dışında dönülen bu semahlara "yoz semah" adı verilir. Çünkü duasız ve ikrârsız kişilerce dönülmektedir. Burada bir noktanın önemini vurgulamak doğru olabilir, o da oynayanların bunun bir ibadet, bir namaz anlamını taşıdığını bilmeleridir.

Sazandar M.Ali Kaya’ya göre:

“insanın hem ibadete hem de oyuna ihtiyacı vardır. İnsanın yaşantısında öteki oyunlar yok ise veya az ise dinî oyunun bu amaçla kullanılması kadar doğal bir yol yoktur.”

Cem içinde oynanan semahlara "erkân semahı" adı verilir. Semah oynayacak kişiler gözcü tarafından cemde hizmet yapan erbaplardan seçildiği için "hizmet semahı" adı da verilir. Aynı hizmet erbabı olanlarca oynanamaz. Bacı ve derviş değişik hizmet sahibidir.

Kutsal bir duygu ve görünüm içinde ciddi oynanır. Sağa sola gidişler yoktur, nokta hareketler ve küçük dönüşlerle oynanırken yoz semahlarda sağa sola gidişlerle, dönüşlerde “ah yar, dost yar” gibi sözcüklerle coşku katılır. Sağa sola gidişlerde üçüncü adımı esnemeli yükselişle ters dönüp yürümeye çalışan biçimde oynandığında "çift ayak semahı"; üçüncü adım esnemesiz olarak ters yöne dönülerek devam edilen biçimde oynanırsa "tek ayak semahı" adı verilir. Kadın kolları göğüs yüksekliğinde sağa sola; erkek kolları ağırlama bölümünde baş yüksekliğinde eller yumruk biçiminde aşağıdan yukarıya doğru daireler oluşturur. Yeldirme bölümünde eller ve kolların yapısı aynı kalır ve gidiş yönünün aksine kol göğüse dek; diğeri azıcık sarkık biçimde oynanır.

Sazandar ve Dede’ye sırt dönülmez.

Semahlar Hz. Peygamber'in miraca çıkışını simgeler.

Ağırlama bölümü (Bihanabillah) Mekke ile Mescidil-Aksağ (cami) arasındaki yolculuk;

Yürüyüş bölümü (Seyrallah) Mescid-ül-Aksağ ile sidrei mütalaa arasındaki yolculuk, Allaha çıkış yolu;

Pervaz (uçmak) bölümü (Feraa-fillah) sidrei mütalaakaabu-kavsein, Hz.Muhammed’in Tanrı ile buluştuğu makam.

Musahiplik ceminde üç semah erkânında üçüncü olarak kırklar semahı oynanır. Kırklar semahı cem toplantılarında zorunlu semahların başında oynanan semah olarak bilinse de araştırma alanımızda en son oynanan semahtır. Yeniden doğuşu canlandıran kırklar olayının anısına oynanır.

Orta Oyunu Andıran Erkânlar

Cem törenlerinde kurban kesildikten sonra kurbanın pişmesi beklenirken orta oyunu andıran, gülmece temeline dayalı, ancak içerisinde dinî temalar ve gizli kavramlar taşıyan operetçikler yapılmaktadır.

a) Bağ Dikme Erkânı

Alandaki tespitlere göre üzüm tanesi Kırklar Meclisi'ni simgelediği için bu erkân yapılmaktadır. Altı erkek altı kadın alaca olarak daire biçiminde diz çökerler. Herbiri sırayla, bir üzüm tanesini "Erenler hû ben bağ dikiyom" diyerek, yere koyar ve her biri üzüm tanesini koyduğu yerden "Erenler hû ben bağ bozdum" diyerek ağzı ile alır.

b) Seki Erkânı

Ehl-i beytin kadınlarının Yezit'in askerlerince Kerbelâ’dan çıplak olarak deveye bindirilip gönderilmesini anlatmak için yapılır.

Maslahat sahabe erkek, dizleri üstünde yere kapanır. Bacı gelir.

“Eşe Fatma birgün durdu duaya, ıs kahretti ağdı havaya, Şehriban Ana üryan oldu bindi deveye, gün doğan günahını arıtır, müminleri ceme getirir. Erenler Hû bu seki iyi değilmiş”

diye sorar ve "Desdur imam desdur Şah" diyerek maslahat sahibinin sırtını sıvazlayarak omuzlarından niyaz alır. Eşinin hizmetine göre, örneğin: Delilci ise, "delilcinin niyazı bana hak değilmiş" sorusunu sorarak eşinin niyazını alır. İşlem bir kaç bacı tarafından yinelenir.

Son olarak maslahat sahibinin bacısı gelir. Aynı uygulamayı yapar ve bütün cemaatten niyaz alarak erkeği yerden kaldırır.

c) Tekne Erkânı

Maslahat sahibinin musahibi, yere yüzü yukarı gelecek şekilde sırt üstü yatar. Musahip, herhangi bir nedenle cemde değilse, maslahat sahibi erkek, aynı biçimde yatar.

İki bacı, delilden niyaz alıp boyunlarında tülbent bağlı olarak;

Hadi nöker oduna gidelim

Karıncalı kaba ağaç ekelim

Getirelim odunu cem evine

Lokma kazanının altına yetelim

 

Evlerinin önü iğde

İğdenin dalları yerde

Bu hacı, hacı oluyor

Anası babası nerde

türküsünü söyleyerek erkeğin yanında diz çökerler. "İmam Hüseyin’in kanlı gömleğini yıkayalım ama kavga etmeyelim", diye diye gömleği yıkıyor gibi yaparlar ve yerde yatan erkeği kaldırırlar. Dededen dualarını alırlar.

Bu erkân neyi simgelediği konusunda bilgi alınamamıştır.

d) Koyun Erkânı

Bir erkek bir bacı dedenin önünde diz çökerler.

Bacı…Duydunuz mu bu koyunun özünü

İmam Ali’ye dönmüş yüzünü

Tercümana kesilen koyunun kanını

Akıtmayın yere damlamasın dediler

deyip, dededen niyaz alıp kalkarlar.

Bu erkân cemlerinin gizliliğini simgeler.

e) Natır Erkânı

Mürşitliğe ulaşma basamaklarını simgeler. Üçler, Mürebbi; yediler, Rehber; onikiler, mürşit olma anlamına gelir. İki erkek ortaya gelir. Birisi yere oturur. Ayakta olana "natır oğlum natır, beni üçlere götür" der. Oğlan onu koltuklarından tutup ileri götürür. Yerdeki, bu kez yedilere götürmesini ister, aynı işlem tekrarlanır. Son olarak onikilere götürmesini ister aynı işlemden sonra dededen dualarını alırlar.

f) İmamlar Erkânı

Oniki İmamlara saygı söylemek için yapılır.

Altı erkek altı bacı yarım daire şeklinde dedenin karşısına otururlar. Ellerini iki dizlerine vurarak:

Allah Allah Allah Aliyel Murtaza’ya eyvallah

Allah Allah Allah imam Hasan’a eyvallah

Allah Allah Allah imam Hüseyin’e eyvallah

Allah Allah Allah Zeynel Abidin’e eyvallah

Allah Allah Allah Muhammed Bakır’a eyvallah

Allah Allah Allah Cafer-i Sadık’a eyvallah

Allah Allah Allah Hüseyin Kâzım’a eyvallah

Allah Allah Allah Aliyel Taki’ye eyvallah

Allah Allah Allah Hasanül Asker’e eyvallah

Allah Allah Allah Muhammed Mehdi’ye eyvallah

diyerek erkânı bitirip dededen dualarını alırlar.

g) Hen Erkânı

Altı erkek altı bacı dedenin karşısına yarım daire şeklinde alaca olarak otururlar. Yarım dairenin başına oturan kişiye "erkân başı" denir. Halka dünyayı simgeler. "İmam Hüseyin’e inanılırsa dünyayı sarsabiliriz" düşüncesini dile getirmeye çalışan erkân. "Erkân başı… Bacı hû, Bacı …Hû, Erkân Başı…Al şunu Bacı…Nedir ol Erkân başı…" Hen tekerlemesi söylendikten sonra, sağ el sallanmaya başlar. Tekerleme bir tur bittikten sonra, ikinci turda aynı tekerleme söylendikten sonra sol kol, daha sonra sağ ayak, daha sonra sol ayak, daha sonra baş devreye girer. Bu tekerleme ve uygulama ile vücudun tümü sallanmaya başlar. Dünyayı sarsmayı simgeler. Dededen dualarını alarak erkânı bitirirler.

h) Kelle Erkânı

Kerbelâ’da susuz bırakılarak öldürülen İmam Hüseyin’e ağıt için yapılan erkândır. Bir erkek bir kadının boynuna bir tülbent bağlar ve içeriye şu nefesi okuyarak getirir.

Anası onu vermiş kocaya

Okuya okuya çıkmış hocaya

Binbir kelle istediler geceye

Kellesi tabakta dönen Hüseyin

 

Kerbelâ çölündeydi onun odası

Yemen ardından gelirdi onun gidası

Dar boylarına nazar eyledi dedesi

Dedesinden imdat bekler İmam Hüseyin

 

Kerbelâ çölündedir onun çırağı

Yedi münkur vurdu kırdı bardağı

Yalmanı yalmanı gelirdi ördeği

Kerbelâ çölünde susuz kalan Hüseyin

 

Yürü bre koç beyim kollarım bağlı

Bu münkürün elinden ciğerim dağlı

Dedesi Muhammed Ali’nin oğlu

Dedesinden imdat bekleyen İmam Hüseyin

Nefes bittikten sonra Dededen dualarını alırlar.

ı) Çoban Erkânı

Oniki İmama inanmayı anlatmayı amaçlayan bir erkândır. Altı bacı koyunu, bir erkek koçu temsil etmek üzere çobanın arkasından giderler. Çoban, "Erenler hû melek satmaya geldim" der. Bacılar kuzu gibi melerler. Çoban, koyunları sağıyor gibi yapıp, temsilen üç kova sütü, bol sütlü koyunlar olduğunu göstermek için büyükçe bir kaba koyar. Başka bir çoban melekleri satın almak ister. Çoban melekleri Kırklar aşkına kırk kuruşa satar. Satılan melekler yeni çobanın bilgisini ve becerisini denemek için güçlükler çıkarırlar. Yeniçoban, eski çobana şikâyete gider. Eski çoban tekrar meleklerinin başına geçer, onlara sevgi ve hoşgörü ile yaklaşarak anlaşma yolunu gösterir. Yeni çoban meleklere aynı şekilde davranınca uyum gösterirler. Çoban türküsünü söyler. Dededen dualarını alırlar.

Yüce dağ başından kervanlar gelir

Gittiği yerleri tozlu yol eder

Koyun senin meleyişin beni’del eder

Meleme koyun meleme vaz geç kuzundan

 

Koyun sen bu kuzuyu kuzuladın mı

Sağını solunu pervazladın mı

Yavrum gelecek diye yollar gözledin mi

Meleme koyun meleme vaz geç kuzundan

 

Kara koyun koyunların beyidir

Alaca koyun yüreğinin ağıdır

Yaylasını sorarsan Türkmen dağıdır

Meleme koyun meleme vazgeç kuzundan

 

Koyun sen alaca koyun kuzusu musun

Dertli yüreğimin sızısı mısın

Yoksa anlımın kara yazısı mısın

Meleme koyun meleme vazgeç kuzundan

 

Korkar oldum şu derenin kurdundan

Koyun gelir kuzu gelmez ardından

Şah Hatayım bende usandım koyunun derdinden

Meleme koyun meleme vazgeç kuzundan

i) Lâle Erkânı

Cemde on iki erkânların sonuncusudur. Lâle en güzel çiçeklerden biri kabul edilir.

Yola giren kişi yeni bir lâle fidanıdır. Bu yolda beslenir, büyür, serpilir, güzelleşir ve hakikâte ulaşır. Altı erkek altı bacı dedenin karşısında alaca olarak ayakta yarım daire oluştururlar. Erkân başı bacısının elinden tutarak ezgiye başlar. "Lâleyi böyle dikerler" diyerek yarım dairedekilerin omuzundan niyaz alarak döner. Onu arkasındaki çift izler. Tur tamamlanınca bu kez "Lâleyi böyle beslerler, sonra Lâleyi böyle biçerler, daha sonra Lâleyi böyle koklarlar" diyerek turlar tamamlanır.

Dedenin önünde niyaz etmek için diz çökerler. Ya birer dolu ya da birer üzüm tanesini erkân başından başlayarak dağıtırlar. Dededen dualarını alırlar ve erkânlar bu erkânla son bulur.

Son söz

Kongurca ve Türkali köyü Tahtacılarında, gerek erkân uygulamaları gerekse semahın günlük yaşama taşınabilmesi; dinsel yapıyı korumanın yanı sıra tapınma anlamında ibadeti yadsıma ve eğlence ile ibadeti bütünleştirme çabasını sergilemektedir. İbadetin mekân ve zamana değil, insanın kendisi ve iç dünyasında inanç makamına ulaşabilmesine bağlı olduğu düşünülmektedir. Tespit edilen bulgular, yer yer savunulan “Alevilik bir yaşam felsefesidir” tezinin yansıması olarak görülebilir. Sınırlı bir alanda elde edilen bu veriler, kültürel yapıda tarihsel süreç içinde değişim ve aynı zaman dilimindeki farklılıkları karşılaştırmada; genellemelere gitmede katkıda bulunabilecek malzemeler olarak değerlendirilebilir.

tahtacilar.com