Türkali Köyü           [Anasayfa]    [Genel]    [Köy]    [Tarih]    [Kültür]    [Ziyaretci Defteri]    [Forum]    [Linkler]    [Chat]


Tahtacılarda Evlilik Kurumu ve Törenleri

Dr. Ayten Kaplan

1. Giriş

Evlilik yaşamın geçiş dönemlerinden biridir. Kadın ve erkeğin ortak yaşamını ilân eden, açıklayan ve resmileştirerek gayrimeşru ilişkiden ayıran toplumsal bir kurumdur. Soy çizgisinin belirlenmesi, çocukların bakımı eğitimi ve toplumsallaşmasının sağlanması, cinsiyetler arasında iş bölümü, ekonomik üretim ve tüketim, cinsel yaşamın düzenlenmesi gibi işlevler üstlenir.

Her toplum ve kültür, ekonomik gelişme düzeyi, akrabalık sistemi, siyasal ve dinsel kurumlar, üretim ilişkileri, tarihleri ve yerleşim düzenleri çerçevesinde gerçekleştirdikleri gelenek, âdet, töre, ayin, dinsel ve büyüsel törenlerle kişinin geçiş dönemindeki yerini belirler, kutsar ve kutlar. Dünyanın her yerinde yapılan uygulamalar farklılık göstermektedir.

Bu yazıda Tahtacı evlenme göreneklerine örnek olarak Balıkesir Kongurca ve Türkali köylerinde yapılan törenlere yer verilecektir.

 

2 Kongurca ve Türkali’nin Genel ve Sosyo-Ekonomik Yapısı

Balıkesir il sınırları içinde yer alan her iki köy de Tahtacı-Türkmenlerindendir. Çevrelerinde Sünni köyler vardır.

Kongurca köyü geleneksel yapı bakımından doğal yapı, ulaşım zorluğu gibi nedenlerle -neredeyse - kapalı bir kültürü sergilemektedir. 135 yıllık bir yerleşim tarihi vardır. Merkeze uzak, toprağı tarıma elverişsiz ve azdır. Ekonomik düzey düşük olmasına karşın, aileler çocukların yüksek tahsil yapabilmeleri için büyük özverilerde bulunurlar.

Türkali köyünün yerleşim tarihi 170-l83 yıllıktır. Arazisinin çok ve tarıma elverişli olması ekonomik yapıyı yükseltmiştir. Merkeze yakınlık ve yurtdışı göç oranının yüksek olması geleneksel yapı bakımından dış etkenlere açık olmayı getirmiştir.

 

3. Evlilik

Tahtacılarda genel kurallara göre evlilik; Alevi erkeğin Alevi bir kızla evlenmesini uygun görmektedir. Böylece Alevilerin içine yabancı unsur sokulmayacak ve Alevilik korunacaktır. Kavram ve ilke ayrılıklarının ilerde boşanmaya götürebileceği inancıyla Sünnilerle evlenme yasaklanmıştır. Bu ölçütler içinde kadın ve erkek eş seçiminde söz sahibidir. Ancak son zamanlarda Sünni bir kızla Alevi erkeğin evlenmesi konusunda hoşgörülü bir yaklaşım doğmuştur. Balıkesir Türkali köyü Tahtacılarında bu hoşgörü sınırı biraz daha zorlanarak gerçekleştirilen yabancı uyruklu evliliklere de rastlanmaktadır. Tahtacılarda Alevi olmak için iki yol vardır:

- Alevi soyundan gelmek

- Alevi erkeğin Sünni bir kızoğlan kızla (bakire) evlenip, musahip olunması.

Kadının Sünni bir erkekle evlenmesi, erkeği Alevi olarak kabul ettirmez. Sünni erkeğin kütüğüne kayıtlanacak kadın Alevi topluluğun dışına çıkmış kabul edildiğinden, Sünni erkekle evlenme yasağı koyulmuştur.

Mürşidin taliple; musahip çocuklarının birbiriyle evlenmesi de ensest (incest/fücur) yasağına girer.

Evlilik önemli bir kurumdur. Yola, erkâna girişin ilk deneyimi sayılmaktadır. Evlilikle birlikte, evliliğe bağlı kurumlar işlemeye başlamaktadır. Bekâr kişi musahip olamaz. Gerçeğe uzanan dört kapı, kırk makam[1] musahip olanlara açıktır. Musahip olmayan kişi ceme giremez.

 

Musahipsiz kişiyi ceme getirmen

Tecellesi yoktur yere bitirmen

Musahipsiz kişiynen durup oturman

Sır içinde sırdır musahip

Şah Hatayi

 

Buyruk, bekâra seslenmez, dolayısıyla bekâr Allahı göremez. Allah, insana yedi yüzü ile görünmektedir. Allahın dördüncü yüzü sevgilinin yüzü (eşin yüzü)dür. Bu nedenle bekâr insan niyaz edemez, görgü cemine alınmaz. Topluluğun resmi bir üyesi sayılamayacağından bekâr kişi en kısa zamanda evlenmesi için baskı altında bırakılmaktadır.

Evlenip musahip olmakla ulaşılabilecek "Dört Kapı ve Kırk Makam"ın önemi şu dörtlükte vurgulanmaktadır.

 

Şeriat babından girmeyen âşık

Tarikât sırrına ermiyen âşık

Marifet babında yunmayan âşık

Hakikâtle kâmil sayılmaz asla

Cemali Baba[2]

 

Her iki köyde de tek eşlilik vardır. Çok evlilik suç kabul ediliyor ve toplumdan dışlanıyor. Boşanma yasaktır, ancak son yıllarda çok az sayıda da olsa boşanmalar görülmektedir.

Evlenme yaşı, kızlarda ortalama olarak 15-20; erkeklerde askerden döndükten sonradır.

Düğün tarihi belirlemede, çalışma ve ürün alma zamanları göz önünde tutulur. İşlerin az olduğu nisan-mayıs ve mevsimlik göçün olmadığı kasım ayı seçilir. Kış aylarında iş olmamasına karşın, iklim şartlarının kötü olması nedeni ile düğün yapılmaz.

 

4. Tören Aşamaları

4.1 Düğün Öncesi

Evlenmek isteyen oğlana kız görmeye gitme işi olan görücülük için ziyaret günü Pazar veya Perşembe gününden biridir.

Görücülüğü anne-baba ve yakın akrabaları ya da yalnızca yakın akrabaları yaparlar. Ziyaret sonrası kız tarafına düşünme, soruşturma süresi tanınır. Kız ve erkeğin birbirlerini tanıma olanakları sağlanır. Bu süre sonunda yaklaşım olumlu ise, kız isteme günü belirlenir.

Allah emri denilen kız isteme ile, söz kesme birlikte yapılır. Akrabalar, yakınlar ve bazen köylünün de davet edildiği söz kesme; köyün ileri gelenlerinden birisi ya da en yaşlısının Allah emrini[3] üç kez söyleyerek kızı babasından istemesi ile başlar. Kız babası “Siz münasip görmüş gelmişsiniz.Allah'ın emrine ne diyelim” der. Bundan sonra kız ve erkek orada bulunan herkesin elini öper. Kıza, söz kesme nişanesi olarak, bir altın takılır, kız da oğlana işlemeli bir mendil verir. Kızın ikrâm ettiği kahveler içildikten sonra nişan ve düğün koşulları konuşulur. Anadolu’da birçok bölgede halâ uygulanan; erkek tarafının, kızın babasına ödediği başlık geleneği Tahtacılarda yoktur. Anlaşmaya varıldıktan sonra nişan günü tespit edilir. Nişan, Allah emrinin ertesi günü yapılabilir. Buna küçük nişan; daha sonra yapılırsa, buna büyük nişan adı verilir. Büyük nişana çok sayıda konuk davet edilir, takı sayısı fazladır.

Nişan, gece ya da gündüz kız evinde yapılır. Konuklara yemek ve tatlı sunulur. Bir kurdele ile birbirine bağlı yüzükler herkesçe saygı gören biri tarafından kurdelesi kesildikten sonra oğlan ve kıza takılır, ardından sazlı sözlü eğlence gelir. Günümüzde kentten kiralanan müzisyenler ile eğlenceler yapılmaktadır.

 

4.2 Düğün

Düğünden bir hafta önce resmi nikâh yapılır. Düğüne çağrı başlar. Köy içinde ve dışarda olan kişiler düğüne okuntu ile davet edilir. Okuntu havlu, kumaş, yazma[4], şeker gibi hediyelerdir. Köy içinden davet edilmeyen hiç kimse bırakılmaz. Çevre köyler ve köy dışında olanlar da dışta bırakılmamaya çalışılır. Çok konuk davet edilir. Okuntunun kabul edilmemesi, o kişinin düğün sahibine dargın olduğunu gösterir. Bu durumda, düğün sahibi gidip o kişinin gönlünü almaya çalışır. Köy dışından davet edilecekler düğünden bir hafta önce; köydekiler düğünün başladığı gün çağrılır.

Düğün üç gün sürer. Cuma günü öğleden sonra başlar, Pazar akşamı sona erer. Köyün dışından gelen konuklar düğün evinde konaklayamazlar. Konukları köylü paylaşır. Kaldıkları eve konak denir. Konukların yemek ve ara beslenme gereksinimleri düğün evi tarafından karşılanır.

Düğün törenlerinin başladığını gösteren ilk uygulama, düğün bayrağının dikilmesidir. Bayrak kaldırma adı verilir. Yaşlılardan bir erkek, oklavayı eline alır. İki bacı (Tahtacılar kadına bacı der) kırmızı bir yazmayı oklavanın üstüne koyar ve "Sallallahü Salavat, Sallallahü Muhammed kutlu olsun, akıbeti hayırlı olsun" der; yazmayı oklavaya saracak şekilde dikerler. Erkek üç kez oklavayı sallar. "Uludur ulu, sofrası dolu, bizim Pirimiz Hacı Bektaş Veli" der ve yazma oklavaya dolanarak evin bir köşesine koyulur. Evin önüne de 4-5 m. boyunda, taşınabilen bayrak direği tepesine, küçük yuvarlak bir ayna ve renkli yazmalar takılarak dikilir. Böylelikle düğünün başladığı ilân edilmiş olur.

Erkekler, düğünlerin değişmez yemeği keşkek için iyi cins buğdayı, davul, klarnet eşliğinde köyün dibek [5] taşında döğerler. Müziğin eşlik etme nedeni: çalışanları coşturmak ve işi zevkle yapmalarını sağlamaktır. Keşkek buğdayı dövülürken diğer yemekler pişirilir.

Düğün yemekleri: Haşlama et, kuru fasulye veya nohut, pilav, hoşaf veya ayran, tatlıdan oluşur. Yemekler piştikten sonra davetçi köylüleri ve konukları yemeğe çağırır. Düğünün ilk yemeğinden sonra düğün evine geliş gidişler, kişilerin kendi isteklerine bağlıdır.

Keşkek buğdayı dökülürken ve yemekler pişerken, kadınlar oğlan evinde gelin başlığı olan "kepez"i hazırlarlar. Kepezin hazırlanışı şöyledir: Herhangi bir kızın başına tabanı geniş ve düz olan bir tabak geçirilir. Üzerine ikişer metre uzunluğunda bir yanı al, bir yanı yeşil duvak atılır. Duvak üstüne aşağıya doğru uzanan biçimde birbirine dikilmiş olan renkli yazmalar, dikildiği ip tabağın çevresine dolanarak bağlanır. Kepez hazırdır. Ertesi gün kız evine götürülmek üzere evin bir köşesine kaldırılır.

İçkili olan akşam yemeğinden sonra ahenk [6] kurulur ve her türlü oyun oynanır.

Ahenkte Bayraktar[7] başka köylerden gelen konukların düğüne geliş önceliklerine göre listesini yapar ve ahenkte oynama sırası bu listeye göre olur. Oyunlardan önce ahenke toplanmayı sağlamak için oturak havası çalınır. İlk oyunu bayraktar ve yardımcıları; sonra köseler[8] oynar. Oyun artık herkese açıktır.

Düğünün ikinci günü,bir gün önce oğlan evinde hazırlanan, kızın gelin giderken takacağı kepez, kız evine davul, klarnet, trampet, trompet[9] eşliğinde götürülür. Kız evi yemek verir.

Aynı günün akşamı kına gecesi yapılır. Kına, kız evine, yiyecek ve gelin için hazırlanmış giysilerle birlikte götürülür. Kadınlar, darbuka veya sini ile şarkı, türkü ve manilerle oynayıp eğlenirler. Bu sırada gelin kız gelinlik giymiştir. Bir süre sonra kına yakma ve hediye töreni yapılır. Gelin kız kına yakma ve hediye töreninde gelinliği çıkarıp üç etek[10] giyer ve başına kırmızı duvak örtülür. Hediyeler verilmeye başlanır. İlk hediyeler oğlan evinden, daha sonra konuklar tarafından verilir. Hediye töreni bitince tepsi içinde kına gelir ve kına yakılır. Kına, kocası ölmemiş kadınlar tarafından yakılır. Kına yakılmadan önce, "gelinin eli açılmıyor, kaynanası gelsin" denilerek bağış/bahşiş istenir.

Bağış kaynananın isteğine bağlıdır. Kına yakılırken gelin ağlatma türküleri söylenir. Damadın serçe parmağına da kına yakılır. Gelen konuklarda gelinin kınasından alırlar, onlarda kendilerine yakarlar. Törenin bitiminden sonra kına evindekiler topluca erkeklerin ahenk yerine gider ve izlerler.

Ertesi gün sabah gelin, kardeşliği ve sağdıç yengesi tarafından yıkanır. Gelini yıkayanlar oğlan evinden ve kız anasından bağış/bahşiş alırlar.

Öğle yemeğinden sonra, çalgı eşliğinde önce oğlan evi kız evine dürü[11], sonra kız evi oğlan evine gelinin çeyizini götürür. Dürü ve çeyizin gitmesinden sonra gelin almaya gidilir. Kız evi, gelini hazırlar. Babası Salavat[12] getirerek gelinin beline gümüşten yapılan gayret kuşağı bağlar: "Ya Allah" diyerek birinci, "Ya Muhammed" diyerek ikinci, "Ya Ali" diyerek üçüncü düğümü atar. Ağabeyi- yoksa akrabalarından biri-geline ayakkabısını giydirir. Sağ ayakkabı içine para konulur. Oğlan evi temsilcileri, gelini almak için kız evine gelir.

Kız arkadaşları bağış almadan gelini teslim etmezler. Gelini at’a babası ve ağabeyleri bindirir[13]. Bir süre at’ın yanında yürüyüp, oğlan evi temsilcisine bırakırlar. Görümce ve sağdıç yenge de at’a biner. Gelin alayı oğlan evine vardığında, kaynana gelinin bereketli olması için başına saçı saçar. Gelinin başına şeker, darı, üzüm, para, leblebi gibi şeylerden oluşmuş karışımın serpilmesine saçı denir. Gelin, kayınpederinden hediye almadan at üstünden indirilmez. Armağanı alarak attan indirilen gelin, gerdek odasına götürülür ve çeyiz sandığının üstüne oturtulur. Damad gelir, yüz görümlüğü hediyesini vererek duvağı açar. Gelin kaynana, kayınbaba ve yakın akrabaları ile herhangi bir hediye almadan konuşmaz. Buna gelinlik etme denir.

Gelinin duvağı açıldıktan sonra özne dönülür[14]. Özne dönmenin uygulaması şöyledir. Damat, odanın ortasında yaşlı bir erkeğin önüne gelir ve üç kez salavat alır. Daha sonra damada gömlek giydirilir, başına sarık sarılır, ayakkabısı giydirilir. Odanın ortasındaki saçayağı’nın[15]çevresinde sazandar başta olmak üzere, arkasında özne babası[16] kucağında erkek çocuk[17] ardında damat ve gelin, onların arkasında Oniki İmam için sayıyı tamamlayan bir kadın bir erkek, çift el ile önündekilerin omuzunu tutmuş biçimde dizilerek halka kurarlar. Halkanın uçları açık bırakılır. Özne türküsü çalınıp söylenerek üç kez dönülür.

 

Özne türküsü:

 

Sıra sıradır koca söğütler

Yengeler birbirini öğütler

Düğün evine gelen yiğitler

Gelin özne beyini övelim

Sıra sıra koyulsun yongalar

Birbirini övsün yengeler

Düğün evine gelen kişiler

Gelin özne beyini övelim

Sıra sıradır yüklük taşları

Düğüne gelen hak taşları

Yok mu gelinin bacı kardaşı

Gelin özne beyini övelim

Şah Hatayım özne oldu tamam

Bizde getirdik ikrar-ı imam

Bu çiftler hiç ayrılmasın aman

Gelin özne beyini övelim

 

Özne dönüldükten sonra üç samah dönülür. Birinci samah, çiftin kılavuzları olan özne ana ve babası; ikinci samah gelin ve damat; üçüncü samah yakınlardan biri tarafından dönülür.

Samahlar oynandıktan sonra damad Tura[18]için dışarı çıkarılır ve kapıya içeri girmeyi önleyecek bir halat bağlanır. Gelin, sağında ve solunda birkaç genç kız ve genç erkek olmak üzere, yüzü duvara dönük olarak durur. Turaya katılacak gençler, parmaklarına kına yakılarak önceden belirlenir. Damat, kapıya bağlı olan ipi, üçüncü girişiminde kopararak odaya girer ve ucu topuz yapılmış tülbentle üç kez geline vurur. Gelinin yanındaki gençler gelini korumaya çalışırlar. Damat gelini alır ve gerdeğe girerler. Gerdeğe girerken arkadaşları damadın sırtını yumruklar.

Gerdek sabahı gelinin temiz çıktığı[19] silah atılarak ilân edilir, gerdek çarşafı anne babalara gösterilmek üzere gönderilir.

Gelin, damat ve özne anası, el öpmeye çıkarlar. Gelin, Kongurca köyünde üç evde; Türkali köyünde oniki evde ocak yakar. Bunlardan birisi oğlan evi, diğeri delilcinin evi; diğerleri yakın akraba ocaklarıdır.

Gelin ve damad el öpme gezmesinde iken, düğün kurbanının kellesi pişirilir.

El öpmeden sonra, kadınlar oğlan evinde toplanırlar. Kepez gelinin başına yerleştirilir. Birisinin kucağında kız; diğerinin kucağında erkek çocuk olan iki kadın tarafından duası okunur. Duvak açılıp kepez bozulur ve gelinin başına terlik[20] giydirilir. Üstüne keten denilen büyük bir eşarp çenenin altından dolanarak başın üstüne bağlanır. Üzerine alnından, başın arkasında bağlanan üç parmak kalınlığında yarısı al, yarısı yeşil ve pullarla süslü kumaştan yapılmış uzun bir bez parçası başı çepeçevre dolandırılarak bağlanır. Gelinin başı bağlanmış olur. Baş bağlama genç kızlığını yitirip, evlendiğini ilân etme anlamına gelmektedir. Geline sorumluluk yükleme amacıyla yapılır. Baş bağlandıktan sonra, pişirilen kelle yenerek uygulama tamamlanmış olur.

Aynı günün akşamı gelinin ikrarı alınır ve "tarikat nikâhı" yapılır. Dede’nin bulunamadığı durumlarda daha sonra yapıldığı da olur. Ancak düğünün bitiminde yapılması ilke olarak benimsenmiştir.

 

5. Kadın İkrarı / Tarikât Nikâhı

 

Delil[21] uyanmadan önce, üç düvazimam nefesi okunur ve delil uyandırılır. Delilci üç kez "Erenler hû! "Hayır ümmet eylen (eyleyin) delil uyanıyor" der. Delilci delili yakarken kibrit kullanmaz. Şamdanın içindeki zeytinyağlı fitil(bez), şamdandaki zeytinyağına batırılan ateş közü ile üflenerek tutuşturulur. Delilci, dededen duasını alır. Cemaat delile geçer.[22] Cem hizmetinde gözcü olan iki kişi, bir oklavayı yere yerleştirip, uçlarından karşılıklı tutarlar. Oklava, kapı eşiğini temsil eder. Delile geçmeden önce dede dirsekleri ve dizleri üzerinde ilerleyerek eşikten (oklava) önce sağ, sonra sol, sonra ortaya olmak üzere "ya Allah, ya Muhammed, ya Ali" diye niyaz alır. Bunu üç kez tekrarlayarak delile kadar gider. İki avucunu dua eder gibi açar ve elini delile uzatıp, avuçlarını yüzüne sürer. Delilin önündeki yeri öperek, niyaz alma işlemini bitirir. Ardından, delilci olanlar eşikten geçer. Delilin önündeki kişi, delilci ile niyazlaşarak onun delile geçmesini sağlamak için geçici olarak görevi devralır. Delilci delile geçtikten sonra tekrar niyazlaşarak görevi iade eder. Cemaatin erkeklerinden, önce musahip olanlar öncelik sırasına göre delile geçerler. Daha sonra musahipsiz olup ikrar veren kişiler, önde büyükler olmak üzere geçerler.

Kurbancı, dedenin huzuruna kurbanı[23] getirir. Hayır duasını okutup, niyaz alarak çıkar ve kanını yere akıtmadan dışarda herhangi bir iz bırakmamak için kazanın içine keser.

Kurbancı hayır duasını alır ve sonra delilci bacısı döşeği[24] getirir. Gelinin yakınlarından bir bacı, gelinin yakınlarından bir bacı, gelinin boynuna bir tülbent bağlar ve üç kez "Erenler hû! Katar uzatıyom (uzatıyorum)" diyerek içeri getirir.

Cemaat: –Katarın uzun olsun!

Dede: –El ele el Hakk’a!

Bacı: –Hakk’ın divanında Hakk’ın huzurunda, Eşe Fatma Ananın döşeğinin üstünde el ele, el Hakk’a arşa çıkana kadar!

diyerek üç kez seslenir. Dede kadının boynundaki tülbendin ucundan tutarak, nasihat vermek için önüne çeker. Kadın, yeri öperek dedeye iki kez niyaz eder ve dede nasihat eder:

"Din dinleme! Gov govlama! Gaybet eyleme! Elinle koymadığını elleme, gözünle görmediğini eteğinle ört, nefsine uyup yolundan azma! Haram lokma yeme! Tebar anma! Erkeğinin sözünden çıkma! İtaat et! Ana babaların hatırını avla, büyüklerini say, küçüklerinin sev!"

Bu nasihatı üç kez söyler ve gelinin boynundaki tülbendi çıkarıp beline dolayarak; "Seni senden aldık, seni sana teslim ediyok (ediyoruz), sen sana sahip ol!" "ya Allah" diyerek bir düğüm; "Muhammed'in Mustafa" deyip, bir düğüm; "Aliyel Murtaza" deyip bir düğüm, toplam üç düğüm atarak tülbendi bağlar. Elini öptürüp niyaz vererek ayağa kaldırır. Döşeğe getiren bacısı ile geline dua okur. Gelinin ikrarı alınmış olur.

Nikâh uygulamasına geçilir. Gelinin kocası döşeğe gelir, delilden niyaz alır. Gelinle niyazlaşır. Dâr'a dururlar. Gelin, erkeğin ayağını, kemendini öper ve niyazlaşırlar. Dâr duruşunda hafifçe eğilip, iki kol yanlara bırakılan duruşa geçmektedirler.[25]

Dede: –Girdiğiniz Hak Kapısı, durduğunuz Hasan Mansur Dârı, ne gördünüz ne eyvallah dersiniz?

Cemaat: –Katarları uzun olsun!

Dede: –Özü dârda yüzü yerde nice bilirsiniz bu sofuları?

Cemaat: –Katarları uzun olsun!

diye şefaat ederler[26]

Gelin şefaat edenlerin elini öper. Dededen dualarını alır, yere diz çökerek niyaz edip, diz üstü otururlar. Sağ elleriyle tutuşurlar. Dede, birleşen elleri tutarak nikâhlarını kıyar. "Benim elim değil, Şah-ı Merdan’ın eli" diyerek sarılmış kolları sıvazlar ve erkeğe iki, kadına bir şaplak vurur. Nikâhı kıyılmış ve katara katılmış olan çift, niyaz alıp kalkarlar. Evlenme ve düğün törenleri tamamlanmış olur.

Düğün eğlencelerinde kullanılan çalgılar: Davul, klarnet, trompet, trampet ve bağlama olup, kadınların eğlencelerinde sini, darbuka, tef, kazan, kaşık, zil gibi çalgılardır.

Düğünde oynanan oyunlar: Pamukçu Bengisi, Harmandalı, Savaştape Zeybeği, Aydın Zeybeği, Tavas Zeybeği, Konyalı, Sepetçioğlu, Hora, Kaleden kaleye şahin uçurdum. Türkali köyünde düğünlerde oynanan oyunlar ise: Pamukçu Bengisi, İkili Güvende, Toplu Güvende, Muğla Zeybeği, Tavas Zeybeği, Harmandalı, Sepetçioğlu, Halay oyunlarıdır.

Orta oyunlardan Arap Oyunu, Deve Oyunu öncelikli yer alır.

Kongurca’da kadınların oynadığı oyunlar; Çaltılık, Bağlarım, Karyolanın Demiri, Baydan(Baygın) Nazmiyem. Türkali’de ise Çiftetelli, Mendili Oyaladım, Sarı Karınca, Akpınar, Armut Ağacı, Bugün bize Pir geldi, Halay oyunlarıdır.

Eskiden yapılan güreş, cirit, at koşuları, nişan alma (atıcılık) gibi yarışlar günümüzde yapılmamaktadır.

Söz kesme ile başlıyan evlenme gelenekleri, düğünün bitişine kadar köylülerce sorumlulukların paylaşıldığı, maddi ve manevi yardımlaşma ve dayanışma içinde bir toplumu sergilemektedir..

http://www.tahtacilar.com/evlenmeayten.html